Anton Ferdinand “Bursaspor taraftarı inanılmazdı!”

Anton Ferdinand, 2013'te önce Bursaspor'a kiralık gelmiş ve kısa bir süre forma giymiş, sonra da bir Antalyaspor macerası yaşamıştı. İki yıl önce futbolu bırakan 35 yaşındaki Ferdinand son dönemde ise İngiltere'de BBC kanalı için çektiği ve maruz kaldığı ırkçılığı anlattığı belgeselle gündemde. Onunla hem Bursa'yı ve Türk kültürünü hem de futboldaki ırkçılığı konuştuk.

Birkaç hafta önce İngiltere‘de BBC One kanalında yayınlanan ‘Anton Ferdinand Football, Racism and Me‘ (Anton Ferdinand: Futbol, Irkçılık ve Ben) belgeseli ülkede çok konuşuldu. İngiliz futbolcu Anton Ferdinand‘ın 2011’de İngiltere Milli Takımı kaptanı John Terry tarafından ırkçı istismara uğraması sonrasındaki soruşturma, dava süreci ve bunun yarattığı ruhsal, sorunları anlatan son derece duygusal bir belgeseldi bu. Bunun üzerine ben de belgeseli izledim ve Anton‘la röportaj yapmak üzerine iletişimcisi Jake Mallen‘a başvurdum. Kısa bir süre sonra randevuyu kopardım ve alıştığımız üzere dijital yöntemlerle Anton’un karşısına geçtim. Karşımda, Türkiye’de futbol oynamakla kalmamış aynı zamanda Türk kültürüne son derece aşina sempatik bir eski futbolcu buldum. Zaten belgeselin yanı sıra Bursaspor ve ‘inanılmaz’ taraftarlarını, Bursa esnafının cömertliğini de anlattı.

Anton yaklaşık iki yıl önce futbolu bıraktı. Şimdilerde ırkçılıkla mücadele için genç futbolcularla buluşuyor, onlara deneyimlerini aktarıyor. Bir yandan da ailesiyle meşgul. Vaktinin önemli bölümünü onlara harcıyor. Şimdi yedi yaşındaki oğlu futbol oynuyor. “Artık oğlumun zamanı” diyor…

Belgeseli izlemek için TIKLAYIN!

Önce ırkçılıkla başlayalım. Türkiye’de bu sorun hakkında çok fazla şey bilmiyoruz. Bu yüzden kişisel olarak nasıl acı çektiğinizi biraz anlatır mısınız?
– Zor bir durumdu çünkü sürekli başıma geliyordu bu ırkçılık. Her gün değil, her saat yeni bir şey vardı. Telefonumda, sosyal medyada her saat, her gün, her hafta, her ay yeni bir şeyler. Bu bir sürü şeyi de okuyorsunuz. İnsanlar soruyor: “Anton, neden okuyorsun bunları?” Ama herkes bilir ki telefonunuzda sosyal medya varsa bir tür bağımlılık gibidir: Sadece iyi şeyleri okumazsınız, her şeyi okumanız gerekir. Bu yüzden bir sürü şey gördüm bunlar da beni üzdü. Çünkü insanların ten renginden dolayı seni yargılaması hiç hoş değil.

Çocukken veya çok gençken herhangi bir ırkçı istismarla karşılaştınız mı?
– Evet. Futbol sahasında pek değil, ama günlük hayatta evet. Küçükken, babamla tatildeyken geldi başıma. Polis bana “Ceplerinde ne var? Uyuşturucu mu var?” diye sordu. Bu bir ırk ayrımcılığıydı. Yine arkadaşım zannettiğim bir çocuk bana maymun demişti. Az da olsa başıma gelmişti yani.

Bir siyah olarak, ırkçı istismarla karşılaştığınızda ne hissediyorsunuz? Öfke, umutsuzluk, üzüntü?
– İlk anda öfke. Başınıza böyle bir şey geldiğinde önce öfkelenirsiniz. O an için böyle hissetmeniz doğal. İncinmiş hissediyorsunuz ve öfkeleniyorsunuz. Bu iki duygu beraber geliyor. Acı ve öfke aynı anda geliyor. Kendi deneyimlerime göre böyle. Bir futbolcu olarak iki kez ırkçı olayla karşılaştım. İkisini de kameralar yakaladı. Birini hiç duymadım, birini duydum. Duyduğum seferde o kişinin üzerine yürüdüm. Bu, İngiltere U21 Milli Takımı’yla Almanya’ya karşı oynarken oldu.

Ne olmuştu o maçta?
– Rakip oyuncu Aaron Hunt’tı. Bir pozisyonda dışarı çıkması için topun önüne geçtim, top bize geçti. O da yanımdan geçerken maymun sesleri çıkardı. O anda durdum ve yanımdaki takım arkadaşım Micah Richards‘a dedim ki, “Micah! Az önce maymun sesi çıkardı. Maymun, maymun, maymun, maymun! Bana maymun dedi.” Çok çok önemli bir maçtı çünkü Avrupa Şampiyonası‘na gitmek istiyorduk ve kazandık da. Maçtan sonra bizim takım kutlama yapıyordu. Rakip takımdan Kevin Prince-Boateng‘e “Arkadaşın ırkçı” dedim. “Hayır, hayır o benim oda arkadaşım. Olamaz” yanıtını verdi. “Bana maymun dedi, bu ırkçılık değil mi?” dedim.

Sonra ne oldu?
– Takım arkadaşlarımla kutlamaya katılmadım. Aaron‘ı beklemek için çıkış tüneline gittim. Öfkeliydim! Ben oradayken bir anda çıksaydı ne olurdu bilmiyorum. Manyak şeyler olabilirdi. Açıkçası ben kavga etmek istiyordum. Ama Futbol Federasyonu‘ndan güvenlik ekibi tünele girdiğimi gördü. Olay kameraya yakalandığı için ne olduğunu biliyorlardı, Micah‘a söylediklerimi kamera yakalamıştı. Güvenlik elemanı ben oradayken tünele geldi ve beni oradan aldı. Kelimenin tam anlamıyla beni havaya kaldırıp soyunma odasına götürdü.

Çok akıllı davranmışlar. Hunt bir ceza aldı mı?
– Sanırım bir ceza aldı. Tam olarak hatırlayamıyorum, uzun zaman önceydi. Ama sanırım birkaç maç ceza aldı, tam emin değilim. (NOT: 2006’daki bu maçtan sonra Aaron Hunt önce iki maçtan men cezası aldı. Daha sonra UEFA Tahkim Kurulu cezayı kaldırdı.)

İKİ TAKIMIN BİRDEN SAHAYI TERK ETMESİ ÖNEMLİYDİ

Eminim birkaç hafta önce Başakşehir-Paris St-Germain maçında yaşananları izlemişsinizdir. Bu maçı izlerken ilk düşünceleriniz nelerdi?
– Resmi bir görevlinin bunu yaptığına inanmakta zorluk çektim. Ama her iki takımın da eyleme geçtiğini görmek beni mutlu etti. Oradaki beraberliği görmek güzeldi. Mesela ben Türkiye‘de hiç ırkçılık yaşamadım, asla. Ama dış dünyada pek çok kişi Türkiye‘de futbol sahasında ve statta çok ırkçılık olduğunu düşünüyor. Ancak o maçta tüm oyuncularının bir araya gelmesi, antrenörlerinin arkasında durması ve herkesin sahayı terk etmesi Türkiye için iyi bir şey oldu.

Tüm olanlardan sonra oyuncuların bu protestoyu yapmakta ve soyunma odasına gitmekte haklı olduklarını düşünüyor musunuz?
– Evet elbette. Sahadaki oyuncuların çıkması iyi bir tavırdı. Tamam. Ama bir de şunu görmek isterdim. Bu, UEFA Şampiyonlar Ligi. Peki UEFA temsilcisi neredeydi? UEFA’nın üst kademe görevlileri neredeydi? Her maçta onlardan biri bulunmak zorunda değil mi? Sadece oyuncular değil, sadece antrenörler değil, orada bulunan UEFA temsilcisi de “Sahada ırkçılık var. Sahadan çıkın, maçı oynamıyoruz” demeliydi. Pek çok bilgisiz taraftar şunu diyebilir: “Haftada 100 bin euro kazanıyorsunuz. Neden sahayı terk ediyorsunuz?” Ama eğer UEFA da sahadan çıksaydı ne diyebilirlerdi ki? Hiçbir şey!

Sanırım Avrupa futbolunda belirleyici bir an olabilir. Gelecekte yine istismar halinde daha fazla futbolcunun, antrenörün benzer protestolar yapmasını bekliyor musunuz?
– Evet, bunun bir yardımı olacak. Daha fazla oyuncunun bunu ciddiye aldığını anlayacaklar. Umarım bu sayede düşünmeden konuşmamayı öğrenir insanlar. “Bunu söyleyemem, şunu söyleyemem” diyebilirler. Çünkü insanlar şimdi bu olay hakkında konuşuyor, harekete geçiyor. Umarım “ben böyle bir eyleme sebep olmak istemiyorum” derler. Bu yüzden ümitliyim ve bir UEFA maçındaki duruşun büyük bir rol oynayacağını düşünüyorum.

BU KONU HAKKINDA KONUŞABİLDİĞİM İÇİN MUTLUYUM

Sizi konu edinen belgeseli birkaç hafta önce izledim. Dokuz yıl önce olanlarla ilgili bir belgesel yapmak kimin fikriydi?
– Üzerinden iki yıldan biraz daha uzun zaman geçti. ‘Wonder’ yapım şirketi bana ulaştı. Zaten BBC için çok sayıda belgesel çekiyorlar. İki yıl önce ajansım New Era Global Sports Management ile iletişime geçtiler. İlk başta emin değildim ama kariyerimin sonuna geldiğim için sorun yoktu, tamam dedim. Ardından ailemle konuştum. Karımla, babamla, kardeşlerimle konuştum. Bunu yapmak için sebeplerim yapmamak için olanlardan daha ağır bastı. Karım, sadece karım değil, ailem de birçok eski şeyin gündeme geleceğinden çekiniyordu. Sokakta yürürken olsun, sosyal medyada olsun, ırkçılıkla yeniden yüz yüze gelmemden korktu eşim. Ama bu sefer durum farklıydı: Çünkü dokuz yıl önce o zaman sevgilim olan eşimleyken ya da tek başımayken bana “siyah bu” diye bağırıyorlardı. Ama şimdi çocuklarımla yürüyorum. Eşim bunun yeniden başlayacağından, üstelik çocuklarla beraberken olacağından korktu. Ama bunu yapmak istememdeki asıl amaç, çocuklarım ve yeğenlerim için olumlu bir değişim sağlamaktı. Kim söylerse söylesin, ne söylerlerse söylesinler, bunun yanlış olduğunu ve susmamak gerektiğini bu yeni nesle anlatmaktı amaç. Ve bunu yapma kararına vardık.

Çok duygusal, dokunaklı bir belgeseldi. İngiltere’de evlere kapanmadan ve Covid-19’den önce mi çektiniz?
– Evet, önce bitirdik, İki yıl önce başladık. 15-16 ay boyunca çekim yaptık. Aslında Euro 2020’nin hemen öncesinde yayınlanmış olması gerekiyordu. Yani geçen mayıs ayı sonlarında… Ama Covid yüzünden ileriye atıldı.

Daha önce korktuğunuz gibi, çocuklarınızlayken başka ırkçı tacize uğradınız mı?
– Hayır, hayır, hayır, uğramadım. Tabii Covid yüzünden pek dışarı çıkamıyoruz. Belgeselin çıkacağı haftadan önce sosyal medyada bir parça ırkçı istismar yaşadım. İnsanlar hâlâ bunu yapıyor. Ama nedenini anlamıyorum.

Zaten bazı genç oyunculara danışmanlık yapıyorsunuz. Belgeselden sonra genç futbolcularla konuşmanız için daha fazla davet alıyor musunuz?
– Evet, kesinlikle. Şimdi şirketim için mentorluk yapıyorum. Bazı iyi genç oyuncularımız var: Mesela Ben Godfrey, Mason Holgate, Bristol City‘den Taylor Moore ve Huddersfield‘den Rarmani Edmonds-Green. Bu çocuklara danışmanlık yapıyorum. Ama evet, diğer Premier Lig takımları da genç oyuncularla konuşmam için benimle temasa geçti. Sadece ırkçılıktan bahsetmek için değil, genel olarak futboldaki iniş ve çıkışlardan bahsetmek için de. İnsanların görmediği ve anlamadığı çok şey var. Herkes sosyal medya üzerinden pırıltıyı, ihtişamı ve bu dünyanın ne kadar iyi olduğunu görür. Ancak bir futbolcu olmanın pek çok zor yönü de var. İnsanların gerçekten görmediği birçok fedakârlık var. Gençler bir futbolcu olmak için ellerinden geleni yaptılar diyelim. Peki ya futbolcu olamazlarsa onlara ne olacak? Bu onları nasıl etkiler? Futbolcu olacağınızın bir garantisi yok ve düşünmek istemeseniz de buna hazırlıklı olmaları gerekiyor. Böyle yaparsanız hayalleriniz gerçekleşmediğinde, bu durum sizi çok da fazla yıpratmaz.

Pekala, West Ham Academy’de takım arkadaşlarınızdan kaçı futbolcu oldu?
– Genç takımımdakilerden bir avuçtan daha az. Sanırım futbolda profesyonel kariyer yapabilen üç veya dört kişi çıktı aramızdan. Ama sadece ben Premier Lig‘de istikrarlı bir şekilde oynayabildim. Sadece bir! Sayılara baktığınızda, muhtemelen her dört veya beş genç takımdan böyle bir kişi çıkar, yani o seviyede istikrarlı şekilde oynayabilir.

John Terry’nin size karşı ırkçı tacizinden, muhtemelen ceza davasından sonra, bazı stadyumlarda yuhalandığını biliyorum. Can sıkıcı mıydı?
– Can sıkıcı çünkü ben asla yanlış bir şey yapmadım. Maç öncesi otobüsten inerken sorun yoktu. Ama ısınırken ve toplarla oynarken taraftarlar hemen dibindedir ve her şeyi duyarsın. Gerek taraftarlar, gerek medya sanki yanlış bir şey yapmışım gibi hissettirdi bana. Yani hoş değildi. O dönemde insanlara asla kendi gerçeğimi anlatamadım. Şimdi belgeselde bunun hakkında konuşabildiğim için mutluyum ve insanlar artık benim gerçeğimi de biliyor. Bundan da çok mutluyum.

Ben belgeseli izledim ama henüz izlemeyenler için neden o dönemde sustunuz? 2012’de neden neden konuşmadınız?
– Çünkü bir ceza davası söz konusuydu, FA duruşması da vardı. Ama esas olarak ceza davası. Davaya zarar verebileceği için konuşmama izin verilmedi. Ama aynı zamanda medyanın, sosyal medyanın yarattığı bir fırtına vardı. Kendimi adeta susturulmuş hissettim. Konuşmaktan korktum çünkü ailem ve arkadaşlarım dışında hiçbir destek yoktu arkamda. Bu yüzden konuşabilecek gücü bulamadım. Belgeseli izlediğinizde, bir psikiyatriste gidiyorum. Bana ırkçı bir taciz olayına karşı mağdurun ilk tavrının sessizlik olduğunu söylüyor. Ben başka kişilerin de aynı durumda olduğunu ve çaresizce sustuğunu öğrenene kadar bunu anlamamıştım.

Belgesel BBC’de yayınlandıktan sonra John Terry sizinle temasa geçti mi?
– Mmm, hayır hayır.

 

BEŞİKTAŞ’I 3-0 YENDİK, ÇARŞI’DA HİÇ PARA ÖDEMEDİM

Türkiye’deki döneminizden de bahsedebilir miyiz? Neden aniden Bursaspor’a kiralık gittiniz?
– Gitmem gerekiyordu. Çünkü İngiltere‘deki hiçbir kulüp beni istemiyordu. Nedenini bilmiyorum Böyle dedim çünkü beni istememelerinin asıl sebebi o olaydı. Chelsea‘ye karşı her oynadığımızda, kulübüm ırkçılık hakkında konuşmak zorunda kalacaktı. Kulüpler bu konu hakkında konuşmak istemiyordu. Ama bunun yerine, “Anton iyi biri değil, Anton şöyle biri” diyerek beni almayı reddettiler. Tam o sırada işlerime bakan kuzenime, Türkiye‘deki bir temsilciden Bursaspor’a transfer hakkında telefon geldi. Bursaspor‘u inceledim, kulübün tarihine baktım. “Tamam, gidelim” dedim. Oraya ilk gittiğimde, bana göre bir yer olduğunu hemen anladım. Şu an başkan olan Erkan Kamat o zaman sportif direktördü. Beni istedi ve Bursa‘ya getirdi. Harika biriydi. Zaten hâlâ konuşuyorum onunla.

Gerçekten mi?
– Evet, Erkan ile gerçekten güzel bir dostluğumuz var. Ben oradayken Başkan İbrahim Yazıcı‘ydı. Harika bir adamdı. İbrahim ve Erkan Bursaspor’a gelmemin iki sebebidir. Onlara pek çok Türk ile büyüdüğümü ve Türk kültürünü hemen anladığımı anlattım. Bunun üzerine İbrahim ve Erkan,Tamam, senin İngilizce adın Anton. Türkçe ismin de Ahmet olsun” dedi. Erkan bana hâlâ Ahmet diyor.

Doğu Londra’da, Peckham’da büyürken çevrenizde Türkler var mıydı?
– Evet, büyürken en yakın arkadaşım Osman, bir Türk‘tü. Onun evinde hep dolma, lahmacun yiyordum.

Hepsini biliyorsunuz?
– O kültürü öğrendim. Bazı küçük şeyler vardır, bilirsiniz, Mesela İngiltere‘de kaba bulduğumuz bazı şeyler Türkçe‘de kaba değildir. Mesela bir restorana giderdik. Garson tercümanıma sorardı, “İçecek bir şey ister misiniz?” Tercüman “Hayır, teşekkür ederim” derdi. Siz Türkler, “Cık” yaparsınız. Bu hayır demektir. Ama İngiltere‘de bunu yaparsanız kabalıktır. Ama ben Türkçeyi anladığım için, Türklerin nasıl olduğunu bildiğim için kaba bulmam. Çünkü onlarla büyüdüm. Bana göre normal buydu.

Beşiktaş’a karşı 3-0’lık o meşhur maçta oynadınız. O maça dair neler hatırlıyorsunuz?
– Öncelikle bunun büyük bir maç olduğunu biliyordum çünkü Tuncay (Şanlı) bana sürekli “Anton, bu maç çok önemli. Bu maç gerçekten çok önemli” deyip duruyordu. Ben de “tamam, ben de bir sürü büyük maçta oynadım, birçok derbide oynadım. Newcastle-Sunderland‘da oynadım, WestHam-Chelsea,WestHam-Tottenham‘da oynadım” diyordum. Bunun üzerine dedi ki “Anton, hayır, hayır, hayır. Burası Türkiye. Bu maç çok önemli” dedi. Sonra bana iki yıl önceki maçta iki taraftarın öldürüldüğünü anlattı.

Maça giderken neler yaşandı?
– Vay be dedim. Ayrıca bu maçta Serdar Aziz‘in yerine oynayacaktım. Bilirsiniz, Serdar Bursaspor‘un altın çocuğuydu, kulübün gözbebeğiydi ve onun yerini alıyordum. Bu yüzden de baskı altına da girdim. “Vay canına! İyi oynamalıyım. Çünkü eğer oynamazsam canıma okurlar” dedim. Kapıya geldik maç günü. Antrenman sahasından ayrılmamızı bekleyen belki bin taraftar vardı. Sonra stada vardık. Birden otobüs durdu ve Bursaspor taraftarları slogan atarak etrafımızı sardı. Tercümana “Ne diyorlar?” dedim ve “Anton, bilmek istemezsin” dedi. “Bana ne dediklerini söyle!” diye üsteledim. “Anton, eminim bilmek istemezsin” dedi. “Bana ne dediklerini söyle lütfen” dedim. “Bu maçı almazsanız buradan çıkış yok” diyorlarmış meğer. Vay canına dedim!

Geçmenize nasıl izin verdiler?
– Kaptanı görene kadar izin vermediler. Sonra kaptan Ömer‘i gördüler. Ömer ön tarafa gelip taraftarlara merhaba deyince stada girmemize izin verdiler. Otobüsün etrafında 5-10 bin kişi varmış gibi düşündüm. Stada vardığımda soyunma odasına girdim. Eşyalarımı bıraktım. Olanlardan sonra zihnimi temizlemek, odaklanmak için sahaya çıkmak istedim. Çıktım ve stat tamamen doluydu! Ama “Bu nasıl olur?” dedim, dışarıda 10 bin kişi var ama stat da dolu. Yani o insanların stada girmelerine bile imkân yoktu ve buna inanamadım. Maçı 3-0 kazandık, Türkiye‘de hayatımın en güzel anıydı. İnanılmaz, inanılmaz bir zaman, inanılmaz bir maçtı.

Ben bir yerlerde okudum ama Beşiktaş karşısındaki 3-0’lık galibiyetten sonra Bursa’nın eski çarşısında neler olduğunu anlatır mısınız?
– Maçın ertesi günü Bursa‘da eski çarşıya gittim. Orada küçük dükkanlar var. Karım o sırada ilk oğluma hamileydi. Bir bebek mağazasına gittim ve çok yumuşak güzel bir battaniye gördüm. “Bunu oğluma almak istiyorum” dedim. Parayı ödemeye gittim. Ama kabul etmediler. “Bırakın ödeyeyim” dedim, adam “Hayır, hayır, hayır. Bursa 3-Beşiktaş 0. Al, al, al” dedi. “Hayır, ödeyeyim” diye ısrar ettim. Ama ödetmediler. O gün, çarşıda gittiğim hiçbir yerde, hiçbir şey için para ödemedim. Her şeyi bedava verdiler. “Vay canına, bu maçın ne kadar önemli olduğunu şimdi anladım” dedim.

Muhtemelen, böyle bir muameleyle karşılaştığınız tek seferdir.
– Kesinlikle karşılaşmadım.

HİKMET KARAMAN AVRUPA TARZI ANTRENÖRLÜK YAPIYORDU

Türkiye’deki genel futbol nasıldı. Yani o dönemki Türkiye liginin kalitesi nasıldı?
– İyiydi. Oynadığım dönemde Bursaspor sanki Premier Lig‘de ilk 4’teki Arsenal‘de oynamak gibiydi. Her hafta televizyondasın. Her hafta her maçı kazanmanız bekleniyor. Gerçekten ama gerçekten hoşuma gitti. Kalite iyiydi. Açıkçası Premier Lig‘den daha düşük bir tempo vardı. Daha çok, yavaş oynanan, teknik bir oyunun olduğu milli maçlar gibiydi. Bir kere teknik olarak iyi olmalısın. Ama gerçekten Bursaspor‘da geçirdiğim zamandan çok keyif aldım. Bir futbolcu olarak beni hep takdir eden bir kulüpte oynuyormuş gibi hissettim. Bursaspor taraftarlarının bana ‘Gladyatör’ demesinden çok keyif aldım. Türkiye‘deki her maçtan önce, sizi tribüne çağırdıklarında gidip alkışlamanız veya yumruk şov yapmanız gerekiyor. Bursa‘da her oynadığımda, bunu dört gözle bekliyordum. Bir maçtan önce ısınmada taraftarlara yumruk yapmak için can atıyordum.

Bursa’da teknik direktör Hikmet Karaman’la aranız nasıldı?
– Ben gelmeden önce Ertuğrul Sağlam‘ın teknik direktör olduğunu biliyordum. Onunla çalışmayı dört gözle bekliyordum ama ben geldikten bir veya iki gün sonra ayrıldı. Sonra Hikmet Karaman geldi. Türkiye‘deki birçok kişi onun çılgın olduğunu düşünüyor ama aslında çok, çok iyi bir teknik direktördür. Diğer Türk antrenörlerle kıyaslarsanız Avrupa tarzı bir antrenörlük yapar. Her şeyi analiz eder. Biz buna İngiltere‘de ‘oyunun araştırmacısı’ deriz, o da oyunun araştırmacısıydı. Almanya‘ya gider, İngiltere‘ye gider, izlemek için Fransa‘ya gider. Sonra da orada izlediklerini Türkiye‘ye getirir. Ben oynamaya başladıktan sonra sadece bir maç kaybettik galiba. Çok çok iyi bir ekibimiz vardı.

Galiba sadece Fenerbahçe’ye kaybettiniz…
– Evet, sadece Fenerbahçe‘ye kaybettik. Ama onun dışında her maçı kazandık ve Karaman sayesinde rahatlıkla kazandık. Bize verdiği bilgilerle sahada kendimizi ifade etmemize izin verdi. Harikaydı.

Sonra Antalyaspor’a üç sezon için imza attınız. Sezon başında birkaç maç oynadınız. Ondan sonra ne oldu?
– Ben, bilmiyorum. Kontratımla ilgili bir şey vardı. Ondan önce, aslında Bursaspor’a imza atmam gerekiyordu. Sezon bitmeden paramı ve Bursaspor ile her şeyi zaten kabul etmiştim. Ama ben imza atmadan önce Başkan öldü. Ama İbrahim Yazıcı öldükten sonra gelen yeni Başkan önceden anlaştığımız parayı ödemek istemedi. Yani o imza hiç atılmadı. Ardından Antalyaspor geldi. Samet Aybaba teknik direktör olarak oradaydı. Bursa‘da Beşiktaş‘a karşı oynadığımızda onların teknik direktörüydü. Başlangıçta birkaç maç oynadım. Sonra aniden kulübeye alındım. İyi idman yapıyordum. Diğer tüm oyuncular soruyordu: “Neden oynamıyorsun?” “Bilmiyorum” dedim. Sonra Türk futbolunun diğer yanını gördüm. Ben ve Deniz Barış, üniversite sahasında kendi başımıza idman yapıyorduk. İdman sahasına girmemize izin yoktu. Antalyaspor beni öylece kenara bıraktı. Deniz Barış ve ailesi olmasaydı ne yapardım bilmiyorum. Deniz bana çok yardımcı oldu. Bir şey lazım olduğunda, yaptığı şeyi bırakıp bana yardıma koşardı. Kendisine ve ailesine gerçekten minnettarım. Ama Samet Aybaba‘yı herkes bilir. Futbol oynadığım kişiler Samet Aybaba‘yı tanıyor. Onların bahsettiği Samet Aybaba’yı birinci tanımış oldum.

Onun hatası mıydı?
– Onun hatası mı? Oynayıp oynamamam kararı onundu. Ama beni oynatmadı. Sebebini biliyorum ama söyleyemem. Türkiye‘de onu tanıyanlar ne dediğimi anlayacaktır. Hepsi nedenini biliyor.

Anlıyorum, ama resmi olarak, size bir sebep verilmedi mi?
– Hayır, bana söylemezdi bunu çünkü söylemesi mümkün değildi.

Az önce Türkiye’de tacize hiç rastlamadığını söylediniz…
– Hayır asla. Türkiye‘de gördüğüm Bursaspor‘dayken tek şey Kasımpaşa ile oynadığımız maçta oldu. Ben yedek kulübesindeydim. Kulübe çatısının hemen dışında oturuyordum ve malzemeci bana bir havlu uzattı. “Buna niye ihtiyaç var ki?” dedim. Bana “bunu başının üzerine” koy gibi bir hareket yaptı. Meğer bir şey fırlatıp tükürenler varmış. Ama gerçekten karşılaştığım tek şey buydu. Kaleci Harun‘un sahada bir taraftarla kavga ettiği maçtı. Bunun dışında hiç taciz, ırkçı taciz, herhangi bir şey yaşamadım.

Şu anda New Era Global ile çalışıyorsunuz. Aynı zamanda sizin de şirketiniz. Orada ne yapıyorsunuz?
– Mentorluk yapıyorum, maçları izliyorum, oyunculara gördüklerimle ilgili tavsiyeler veriyorum. Ama çoğunlukla benimle konuşmak isteyen varsa oradayım. En üst seviyede oynamış bir oyuncuyum. Eğer gençlerin veya ailelerinin tavsiyeye ihtiyacı varsa ve aileleri benimle konuşmak istiyorsa, gerçekten bir futbolcu olarak deneyimlerimi kullanarak tavsiye vermek için oradayım. Böyle bir iş yapıyorum. Futbol maçlarını izlemek için ülkenin her köşesine gidiyorum.

Şu anda seyahat edemiyorsunuz sanırım, ancak kısıtlamalardan önce, maçları izlemek için ülke içinde seyahat ediyor muydunuz?
– Evet ediyordum. Covid sakinleştiğinde Erkan‘la konuştuğum gibi onu görmek için Bursa‘ya gitmem gerekiyor. O şimdi Başkan. Başkan adayı olduğunu gördüğümde “Evet, kulübün ihtiyacı olan şey bu” dedim. Onun gibi kulübüne tutkulu birine ihtiyaçları var. Bursaspor’u şimdi olduğu yerde görmek hoş değil ama Başkan olarak kulübü önemseyen birinin olması çok güzel. Covid bittiğinde ya da biraz daha normal olduğunda bir maç izlemeye ve Erkan‘ı görmeye Bursa‘ya gideceğim.

Röportaj: Alp ULAGAY

11 Yorum Onay bekleyen yorum yok

  1. Samet Aybaba bu adamı da kadro dışı bırakmış bizde de gelince titiyle bostocku hemen gönderip kemboyu kadro dışı bırakmıştı yerlerine saivet, vergini ve allona limayı aldı Antalya’da bizde düştük. Türk futbolunun akbabasi.

    66
    1
  2. Hey gidi hey !? İnşaallah o eski şa şalı günlerimize geri döneriz !
    Sen neymişsin be Rahmetli yazıcı ne kadar kalite adam varsa toplatıp getirtmişsin…
    Hepsi de ciddi katkılar koydu bu takım için !
    Şampiyon olduk, ülkemizi UEFA’ da, Şampiyonlar liginde temsil ettik hey gidi hey ne günlerdi o günler !
    Allahım bize yine nasip et !

    28
    2
  3. Hafızam beni yaniltmiyorsa son maç bu adamı Hikmet yolladı.o maç yenseydik zaten galibiyet primi bu adamin kirası kadardi.Hikmetin vizyonu.

    13
    6
  4. Arkadaslar fifanin aldigi karara gore transfer olup ,kadro disi birakilan futbolcularin,kulupleri e tazminat davasi acma hakki dogmus,bu konuyla ilgili bilgidi olanlar varmi,,

    1
    1
  5. Samet Aybaba ve ona benzer 8-9 td var Türkiyede. İsimleri zaten herkes tahmin edebilir. Bu komistonculardan 3 tanesi bizde td lik yaptı zaten takımıda onlar yerin dibinw soktu ve komisyoncu olduklarını bile bile onları takıma td yapan komisyoncu başkanlar. Şimdi hepsi 3 maymunu oynuyor utanmadan. Bilin ki Türkiyede bir başkan samet aybaba ve o diğer komisyoncu td lerden birini takıma getiriyorsa o takım sezon sonu e..a..nı görüyor.

Bir yorum yazın

Kayıtlı bir kullanıcıyı yorumunuza etiketlemek(mention) için yorumunuzun içerisine örnek @bursasporluyuz şeklinde kullanıcı adını yazabilirsiniz.

Başa dön tuşu