Kadro tercihleri maçın önüne geçti!
Kutay Tok'un Fatih Karagümrük - Bursaspor maçı analizidir.

Bursaspor ligde ilk kez kendi kadro kalitesiyle kafa kafaya sayılabilecek bir takımla karşılaştı ve sahadan mağlubiyetle ayrıldı. Ancak bugün mağlubiyetin ana nedeni Karagümrük’ün kadro kalitesi ya da ortaya koyduğu oyun değildi. Bursaspor’un maça çıktığı ilk 11 ve bazı oyunculara verilen roller karşılaşmaya olumsuz anlamda damgasını vurdu.
Oyuna geçmeden önce kadro tercihlerinden başlayalım. Sezonun ilk maçında Bursaspor’un merkezinde Eyüp vardı. Oynanan oyun ve alınan galibiyet tatmin edici seviyedeyken ikinci hafta Eyüp’ün yerine Soner, bu hafta ise Soner’in yerine Halil başladı. Üç haftalık bölümde hocanın merkezde devamlı bir arayış içerisinde olduğunu görüyoruz.
İlk iki haftada isimler değişiyor ancak roller büyük ölçüde aynı kalıyordu. Bu maçta ise isimlerin yanında rollerin de değişmesi Bursaspor’u fazlasıyla olumsuz etkiledi. Halil tercihiyle beraber Lincoln’ün daha geride kullanıldığını gördük. Buradaki soru aslında çok basit: Lincoln’ü daha geride, Halil’i daha önde kullanmak Bursaspor’a hücumda ekstra ne katıyor? Bence ekstra bir üretkenlik katmadığı gibi, top rakipteyken de sorun yaşama ihtimali yüksek bir merkez kurgusuyla maça başlandı.
Gelelim sağ tarafa. İlk hafta Hüseyin Maldar, ikinci hafta Halil, bu hafta ise şapkadan Bayramov çıktı. Peki Bayramov sağ kanatta bize ne hayal ettiriyor? Bire bir yakaladığında adam eksiltebilir mi? Savunma arkasına koşu tehdidi var mı? İçeri kat edip şut tehdidi yaratabilir mi? Şut tehdidi dışında hücumda katabilecekleri oldukça sınırlı bir oyuncudan bahsediyoruz.
Hocanın hem merkezde hem de sağ kanatta üç haftadır devam eden arayışına yönetimin cevap vermesi gerekiyor. Eğer hoca bu bölgelere ihtiyacı olmadığını düşünüyorsa, o zaman üç haftadır neden sürekli farklı oyuncular ve farklı çözümler aradığını anlatması lazım.
Bursaspor bu kadro tercihlerine rağmen maçı kazanabilir miydi? Bence çok net kazanabilirdi; en kötü ihtimalle kaybetmeyecek kadar pozisyona da girdi. Ancak kazansaydı da bu ilk 11 tercihlerinin sorgulanması gerekiyordu. Kaybedilince sadece daha görünür hâle geldi ve maçın başrolüne yerleşti.
Oyuna gelirsek daha karşılaşmanın ilk dakikasında son iki haftadır Karagümrük için anlattığımız problem yeniden ortaya çıktı. Rakibi karşılama konusundaki kırılganlık devam ediyor. Henüz ilk dakika dolmadan Karagümrük’ün 4-2-4 karşılaması oldukça basit şekilde kırıldı, atağın devamında ise Bursaspor’un karşısına Silvestri çıktı.
Karagümrük ilk iki haftadan farklı ne yaptı diye sorarsanız, cevabım daha iştahlı savunduğu olur. Bunun dışında ilk iki haftanın çok üzerine koyulmuş bir oyun olduğunu düşünmüyorum. Silvestri yine tuttu, Pesic yine kalitesini ortaya koydu. Bursaspor stoperleri Ali Habeşoğlu ve Tanque’den sonra Pesic’i de kontrol edemeyince problem daha görünür hâle geldi. Bursaspor’un stoper transferine ihtiyacı olduğunu ısrarla söylemeye devam ediyorum.
Maçın başında pozisyonu bulan taraf sendin, atamadın. Rakip geldi, topu kutuya gönderdi, Batuhan rakibini bıraktı ve skor 1-0’a geldi. 1-0’dan sonra Bursaspor’un Lincoln ile girdiği önemli bir pozisyon var, yine attığı ancak geçerli sayılmayan gol var. Aslında maçın skor hikâyesi fazlasıyla basit: Sen girdin atamadın, Karagümrük girdi attı ve maç 2-0’a geldi.
Karagümrük’ün Pesic ile Elitim’in pas kanalını kapatması, Emre Akbaba’nın da Elitim’e yakın oynaması onun oyunun içine girmesini fazlasıyla zorlaştırdı. Eyüp oyuna girdikten sonra Eyüp’ün 6, Elitim’in 8’leştiği bir yapıyı açıkçası çok bekledim. Elitim böylece üzerindeki çift kontrolün etkisinden biraz daha kurtulup rakibin hatları arasında farklı işler yapabilirdi ancak bu beklentim karşılık bulmadı.
İkinci yarıdaki oyuna baktığımızda maç 2-2 bitse şaşırır mıydık? Bence şaşırmazdık. Bursaspor’un direkten dönen iki topu ve değerlendiremediği fırsatları var. Mustafa Hoca’nın 60’lı dakikalarda yaptığı değişikliklerden sonra takımın 3-1-4-2’ye dönüşünü de gördük.
Oyuncu profilleri bu dönüşüm için tamamen uygun olmasa da burada maçın şartları ağır bastı. Karagümrük’ün giderek tamamen savunmaya odaklanması ve Bursaspor’un daha fazla oyuncuyla hücum etme ihtiyacı, yapısal uygunluğun önüne geçti. Bursaspor risk aldı, hücum hattını kalabalıklaştırdı ve bunun saha içerisindeki karşılığını da aldı. Skoru değiştirmeye yetmedi ancak rakibi ciddi şekilde geriye itti.
Bugün Mustafa Hoca’dan beklediğimiz ilk 11 sahaya çıkmamasına rağmen Bursaspor’un maç boyunca yine de “Bu maçı kazanabilir” hissini verebilmesi, takımın saha içi organizasyonunun gücünü gösteriyor. Aklımızdaki kadro sahaya çıksaydı belki skor yine değişmeyecekti; zaten tartışılması gereken nokta da bu değil.
Konu skor değil, sahaya çıkan kadronun size ne hayal ettirdiği. Bir teknik adamın tercihini sadece maçın sonucuna göre doğru ya da yanlış ilan etmek kolay. Asıl sorgulanması gereken, seçilen oyuncuların ve verilen rollerin takımın oyununu ne kadar yukarı taşıdığı. Bursaspor’un bu maçtaki ilk 11’i, özellikle merkez ve sağ kanat tercihleri açısından bana bunu hayal ettirmedi.
Son olarak Bursaspor’un köşe vuruşlarını mutlaka Lincoln’ün kullanması gerektiğini düşünüyorum. Boutrah kötü kullanmıyor ancak bu ligde duran top kalitesi açısından Lincoln’ün muadili olduğunu düşünmüyorum. Elinde bu kadar önemli bir duran top silahı varken bundan maksimum seviyede yararlanmak gerekiyor.
Boutrah’ın oyun içi katkısı zaten fazlasıyla yüksek. Oyuncunun üzerindeki gol-asist yükünü duran topları ona kullandırarak artırmaya çalışmak yerine, akan oyundaki etkisini korumak çok daha doğru. Duran toplarda Lincoln gibi çok daha tehditkâr bir ayağın varken tercihin Lincoln olması lazım.






Sağda Toral başladı ve bakın neler oldu;
halil kayboldu, lincon kayboldu, toral kayboldu,sağ kanat kayboldu, orta saha gitti.
sol bekimiz sürekli hücuma çıktığı için çok yoruluyor, yedek sol bek te kayboldu. Bakın buradan yazıyorum, 4-2-3-1 inat eden dünyadaki hiç bir hoca başarılı olamayacak. dünya şu an 4-3-3 oynuyor( ispanya, barcelona, arjantin vs vs) Mustafa hoca kendisi bilir bu takım son 2 sezon sampiyon hocalarını harcadı…
Komedisiniz ya illa bi şeyleri anlamak için başınıza gelmesi lazım.